Mevlana'yı anlama yolunda Mesnevi'den Hikayeler özlü sözler mevlanadan şiirler
Altın ne oluyor, can ne oluyor, İnci, mercan da nedir? Bir sevgiye harcanmadıktan, Bir sevgiliye feda edilmedikten sonra... Mevlana
Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek;
- Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz?
Dükkan sahibi yaşlı zat, adamı tepeden tırnağa süzüp:
- Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister.
Adam, hiç düşünmeden:
- Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil.
İhtiyar, dudak büküp:
- İnşallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları.
Adam, ses tonunu iyice yükselterek:
- Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!.. diye direnmiş. Fiyatları ne kadar?
İhtiyar adam:
- Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır. Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin.
Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip, dükkanın arka bölümüne geçmiş.
Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek:
- Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır.
Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra:
- Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var.
Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek:
- O halde bu aynaya bak!.. demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır. Fiyatı ise yüz kese altındır.
Adam:
- Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş.Böyle basit bir ayna, on altın bile etmez.
İhtiyar adam:
- Ben sana söylemiştim!.. diye kızmış. İsterseniz vazgeçin.
Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamak için kendini zor zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin çizgiler.
Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal taşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından, sevdikleri geçiyormuş birer birer.
Büyük bir dehşet içinde:
- Aman Allah'ım!.. diye bağırmış.Bu geçen, kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce.
Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrek asır önceki halleriyle.
Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan. İhtiyar, ona sokulup:
- Bu işten vazgeç!. demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı.
- Hayır!. diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de.
- Peki!. demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder.
Adam, oraya doğru ilerlerken, korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk.
- Aman Allah'ım!.. diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor.
Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, er zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun.
Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.
Yaşlı adam:
- Gerçek aynalar böyledir evladım!.. demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara.
Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken:
- Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim.
İhtiyar adam:
- Ona hiç bakma evlat!. diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz.
- Mutlaka bakmalıyım!. diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık alıştım.
Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip:
- İşte bu da geleceğin aynası!. demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı.
Adam:
- Geleceğin aynası ha!. demiş.Üstelik de altından ve bedava...
İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış. Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğinde oracığa yığılıp kalıvermiş.
Yaşlı adam:
Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki...
İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun aynadaki görüntüsüne bakmış.
Allah Teala buyuruyor ki:Kimki,(ALLAHÜ EKBER)derse
Abdullah İbni Ömer(R.A) Rivayetinde: Resül-i Ekrem: --Kim ki derya kenarında bir kere(ALLAHÜ EKBER)derse, Allah Teala buyuruyor ki: -Şayet o kul bu tekbiri alırken başka bir maksadı olmazda yanlız benim rızam için alırsa.Kıyamet günü bu tekbirden dolayı ona vereceğim mükafat,yer ve göklerden daha ağır gelir.Buyurdu.
İmam Gazalî Rh.A. Hazretleri... İlimler tıpkı o altın yaldızlı,
İmam Gazalî Rh.A. Hazretleri şöyle bir menkıbe anlatır:Padişahın biri kendisine bir saray yaptrır. Sarayların en önemli yeri, bilindiği üzere, devlet adamlarının ağırlandığı kabul salonlarıdır. Bu yüzden padişah da kabul salonuna ayrı bir önem verir. Salonun tefrişi ve süslemeleriiçin ülkenin en iyi ustalarını davet eder. İki usta daveti kabul edip gelirler. Biri doğudan biri batıdan olan bu ustalardan doğulu olan, “padişahım” der, “herşey tamam, fakat benim bir artım var, salonun ortasını bir perdeyle ikiye ayracağız, benim sanatımı iş bitince göreceksiniz”. Padişah bu teklifi kabul eder ve ortaya bir perde çekilir. Batılı usta çok güzel altın yaldızlı süslemeler yapmakta, bütün maharetini ortaya koymaktadır. Araya perde çektiren doğulu usta ise, kar duvara habire zımpara vurmakta, arkasından da cila çekmektedir. Bu ustanın ne yaptığına başta pek anlam veremez padişah. Nihayet iş biter, padiah ve saray erkânı salonu görmeye gelirler. Batılı ustanın yaptığı o nefis süslemeler herkesi hayran bırakır. Diğer tarafa dönerler. Aradan perde kaldırılır. Ortaya çkan görüntü büyüleyicidir. Karşı duvardaki altın süslemeler, cila ile ayna gibi parlatılmış olan beriki duvara yansımakta, daha etkileyici bir görüntü oluşturmaktadır. Batılı ustanın sanatına denecek bir şey yoktur ama bu ustanın sanatı bambaşkadır. Padişah en çok bu ustanın zekâsına hayran kalır. Sonunda ikisini de ödüllendirir. İmam Gazalî bu menkbeyi şunun için anlatır: Evet, ilimler tıpkı o altın yaldızlı, güzelim süslemeler gibidir. Ancak insanın kalbi karşı duvar gibi zımparalanıp cilalanmazsa, kişinin iç aleminde o güzelliğin yansımasını görmeniz imkansızdır. Ve aslolan da işte o aynadır. Hak katında oraya bakılır, notunuz ona göre verilir. Bilgi önemlidir, hem de çok önemli. Çünkü bilgi olmadan hakkı değil görmek, anlamak bile mümkün değildir. Elde şaşmaz ölçüler olmalı. Onlar olmadan hak yolu bulmak imkansızdır. Ama varlığın hakikatini görmek, anlamak demek olan marifet ilmi, diğer ilimlerden kat be kat daha önemlidir. Çünkü ayet-hadis bilmekle, fıkıh örenmekle varlıkların sırrı anlaşılmıyor. O alemin hakikati her gönüle açılmıyor. Neticede herkes alim olabiliyor, ama herkes arif olamıyor. O gizli güzelliklere aşina olmak, altın yaldızlı süslemelerin yansıyacağı ayna gibi bir kalbi gerektiriyor. Sadece o kalpte tecelli ediyor marifet ilminin sırları. Hep eşyann hakikati deniliyor, marifet ilminden söz ediliyor. Nedir bu diye bir daha kitaplar karıştırdım. Acaba büyükler bunu nasıl anlatmışlar diye merak ettim. Özetle, şu hadis-i şeriften yola çıkılarak konu izah ediliyor: Cebrail A.S., Hz. Peygamber A.S. Efendimiz’e “ihsan nedir ey Allah’ın rasulü?” diye sorar. Efendimiz de, “Allah’ı görüyormuş gibi kulluk yapmandır. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni görüyor.” diye cevaplar. İşte bu halin adıdır marifetullah. Evet, kainatta her ne varsa kendi dilince kendisini yaratanı zikreder, Allah’ı işaret eder. Yani haddini bilir, gaflete düşmez. İnsanın da gördüğü her şeyde işte bu işareti farketmesine marifet ilmi denmektedir. Eşyaya bakıp haddini bilmesi ve bütün bir kainatla birlikte Rabbi’ni görüyormuşçasına kulluk yapma şuuruna ermesidir marifet ilmi. Her gün defalarca secdeye vardığı halde bir adam, “Ya Rab, toprak idim; işte bütün benliğimi huzurunda yere seriyorum, bir hiç olduğumu ikrar ediyorum, yüceler yücesi olarak seni tesbih ediyorum” diye bir huşu taşımıyorsa o secde ne ifade edebilir? O secdeye varan, allâme-i cihan olsa ne fayda olur? Bilmek ayrı şey, yapmak ayrı şey. Yaptığının farkında olmak ise apayrı. Abdestin, namazın, secdenin hükmünü öğrenmek zor bir şey değil ama secdede bu hali yakalamak nefse ağır geliyor. Bu bir kalb meselesi. Ayn zamanda ilâhî bir sır. Allah Tealâ’nın, dostlarına verdiği bir sır. İmam Gazalî Hazretleri’nin anlatmak istediği işte bu. Kalbimizin Rabbimiz’e, yani gerçek sevgiliye taht olabilmesi için, kalb aynasında Hakk’ın tecellilerini daima seyredebilmek için onu cilalamak şart. Cilalamadan önce de günahlarla tortulaşmış kir ve paslara ciddi bir zımpara gerek. Güzel bir tevbe ve istifar bu işin zımparasıdır. Sonra da bütün dünyaya gözlerini kapayarak, hatta bir örtünün altna girerek günün belirli bir kısmını bu işe ayırmak gerek. Başka çare yok. Elimize tesbihleri almak, kalb diliyle Allah diyerek kalbe bu zımparayı, bu cilayı vurmak lazım. Nefsimize biraz acı gelecek ama başka çıkar yol yok.
Kim (La ilahe illallah Muhammedün Resülüllah) derse....
Ebu Hureyre (r.a)' rivayetinde:Resul-i Ekrem Şöyle buyurmuşur. -Allah Teala bütün mahlukatı yaratıp her her şeyi takdir ettikten sonra Arş'ın üzerinde, (Benim rahmetim gazabımı geçmiştir. ),diye yazdı.Cehennemi yarattığı vakit,Cehennem harekete geçti.Allah Teala,(Ey Cehennem ,sakin ol.İzzetim hakkı için.(La ilahe illallah Muhammedün Resülüh) diyen kimseyi sende yakmam ,buyurur.
Resul-i Ekrem de: -Kim (La ilahe illallah Muhammedün Resülüllah) derse,kanatları inci ve yakuttan olan bir ak kuş onun ağzından çıkar,göklere yükselir ve arı vızılısı gibi bir ses çıkarır durur. Kuşa: -Sakin ol Kuş: -Hayır,(La ilahe illallah Muhammedün Resülüllah) diyen kimse af olunmadan ben durmam,der.Allah Teala bu kuşa 70 dil verir ve kıyamete kadar bu tevhidin sahibi için afv diler.Kıyamet günü Sahibinin elinden tutarak onu Cennete götürür.Buyurmuştur.
Sual: En kıymetli tesbih yani zikir nedir? CEVAP En kıymetli tesbih, namazlardan sonra çekilen Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahü ekber’dir.
Bu tesbihten sonra en kıymetli tesbih ve zikir La ilahe illallah demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber’dir.) [Müslim]
(La ilahe illallah demek 99 belayı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.) [İ.Asakir]
(Temcid, yani La havle ve la kuvvete illa billah, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) [Hakim]
(Zikirde "La ilahe illallah"dan, efdali yoktur.) [Taberani]
(Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.) [Tirmizi]
(Allah indinde en kıymetli söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi"dir.) [Müslim]
("Sübhanallah" diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. "La ilahe illallah" ve "Allahü ekber" demek de böyledir.) [Beyheki]
(Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin. Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir) [Taberani]
(Zor bir duruma düşen, "Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" derse, Allahü teâlâ, onu her türlü bela ve musibetten korur.) [Deylemi]
(Cennet hazinesi olan, "Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) [Ramuz]
(Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: "Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim") [Müslim]
(Şu beş şeyi dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.) [Taberani]
(Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.) [İ. Ahmed]
(Tekbir Allahü ekber, Tahmid Elhamdülillah, Tesbih Sübhanallah, Tehlil La ilahe illallah, Temcid La havle vela kuvvete illa billah demektir.)
Kur’an-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat [sürekli kalan iyi işler] geçmektedir. Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.) [Taberani]
Her gece yatarken yüz defa (Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber) okuyan kimse, yüz defa tesbih, tahmid ve tekbir söylemiş olur. Böylece, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır.
Bir kimse, (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim) derse, hem tesbih [sübhanallah], hem tekbir [Allahü ekber], hem tahmid [hamd] , hem tehlil [la ilahe illallah], hem temcid la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim söylemiş olmakla, en kıymetli tesbihi okumuş olur.
Zül-celal vel-ikram Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) [Rahman 27]
(Celâl ve ikrâm sahibi Rabbinin adı çok yücedir.) [Rahman 78] [Celal, Allahü teâlânın kahr ve gazab sıfatlarındandır, azamet, büyüklük, hiçbir şeye muhtaç olmamak demektir.]
Âyet-i kerimede geçen zül-celal vel-ikram ifadesinin ism-i a’zamdan olduğu bildirilmiştir. Bu bakımdan bilhassa dualarda bunu çok söylemek gerekir. Peygamber efendimiz, bir kimsenin (Ya zel-celali vel-ikram) diyerek dua ettiğini duyunca, (Allah’tan ne istersen iste, duan kabul olur) buyurdu. (Tirmizi)
Başka bir hadis-i şerif de şöyle: (Ya zel-celali vel-ikramı çok söyleyin, ona çok devam edin.) [Tirmizi]
Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini âliml
Peygamber efendimizin kendiliğinden emrettiği veya yaptığı ibadetlere (Sünnet) denir.
Sünnet ikiye ayrılır: 1- Sünnet-i hüda 2- Sünnet-i zevaid
1-Sünnet-i hüda: Buna sünnet-i müekkede de denir. İslam dininin şiarıdır, başka dinlerde yoktur. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmış, nadiren terk etmiş ve terk edenlere de bir şey dememiştir. Ara sıra terk ettiği sünnetlere de (gayri müekkede) denir. Müekked sünneti, özürsüz [mazeretsiz] devamlı terk etmek mekruhtur, küçük günah olur. Namaz içindeki müekked sünnetleri terk etmek ise tahrimen mekruhtur. (Redd-ül Muhtar)
Dinimizin bütün hükümleri Kur'an-ı kerimden çıkmaktadır. Bu hükümler üç kısımdır: a- Manaları açık olan ve ilim ehli tarafından bildirilen hükümlerdir. [Allah birdir gibi]
b- Müctehidler tarafından ictihadla çıkarılan hükümlerdir. [Abdestin farzının, Hanefi’de dört, Hanbeli’de on olması gibi.]
c- Bir kısmı ise çok gizlidir. Allahü teâlâ bildirmedikçe anlaşılamaz. Bunlar sadece Peygamber efendimize bildirilmiştir. Bu hükümler de Kur'an-ı kerimden çıkartılıyor ise de, Peygamber efendimiz tarafından açıklandığı için bunlara (Sünnet) denir. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m. 55)
Ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi sünnetler (Sünnet-i hüda)dır. (Hadika)
2-Sünnet-i zevaid: Peygamber efendimizin, ibadet olarak değil de âdet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh değildir. Peygamber efendimizin giyiniş şekli, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması gibi şeyleri sünnet-i zevaiddir. (Redd-ül Muhtar)
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farza bağlı olan ve olmayan sünnet vardır. Farzdaki sünnetin aslı Allah’ın kitabındadır. Bu sünneti, [sünnet-i hüda’yı] almak hidayet, terki ise dalalettir. Diğer sünneti [sünnet-i zaide’yi] almak fazilet, terki ise günah değildir.) [Taberani]
Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid'at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dini hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır. Hatta bir ülkenin âdeti zamanla değişir. Bununla beraber, âdete bağlı şeylerde de [Bir mazeret yoksa] Resulullaha tâbi olmak, dünya ve ahirette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.55)
Kitab ve Sünnet denilince, buradaki sünnet, hadis-i şerifler demektir. Farz ve Sünnet denince, buradaki sünnet, Peygamber efendimizin farz olmayarak yaptığı işler demektir. Sünnet, yalnız olarak kullanılınca (İslamiyet) demektir. Bu sünnete uyanlara (Ehl-i sünnet) denir. (Cevhere)
Şeyh-ul-islam İbni Kemal Paşazade hazretleri, (Şerh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini açıklarken buyuruyor ki: Bu hadis-i şerifteki sünnet, İslamiyet demektir. Çünkü mümin, büyük günah işlese de şefaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetimden, büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Ebu Davud]
Görüldüğü gibi Ehl-i sünnetten ayrılanlar şefaate kavuşamayacaklardır. (Şir’a)
(Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldığı zaman, sünnetime sarılana yüz şehid sevabı vardır) hadis-i şerifi, fitne zamanında, ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, beş vakit namazı cemaat ile kılana yüz şehid sevabı verileceğini bildirmektedir. (Rıyad-un-nasıhin)
Bunun için, önce ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehapları yapmak gerekir.
Sağa ve teke riayet Sual: Çayın şekerini karıştırırken, sağdan sola doğru karıştırmak, bardağı sağ elle tutmak, çayı tek sayıda içmek zevaid sünnettir deniyor. Peygamber efendimiz çay mı içti de, bunlar sünnet olsun? CEVAP Çay, kahve, limonata gibi tek tek isim verilmez. Bunlar mubah şeylerdir. Mubah olan her işe sağdan başlamak, teke riayet ekmek sünnet-i zevaiddir. Yani adetlere ait sünnettir. Buna müstehab da denir. Bunları terk etmek günah olmaz; ama yapılması sevab olur. Birkaç örnek verelim: Camiye sağ ayakla girmek, girince sağ tarafa oturmak müstehabdır. Ayakkabı, gömlek giyerken, başı tıraş ederken ve tararken, tırnak keserken, Müslümanın evine ve odasına girerken, sadaka verirken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, Müslümanın evinden, odasından çıkarken, tuvalete girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehabdır. Özürsüz bunların tersini yapmak, tenzihi mekruh olur. Sağ elle yiyip içmek, sağ elle kurban kesmek, sağ elle yazmak, çay, kahve, su gibi şeyler verirken sağdan başlamak müstehabdır. Solak olanların, sol elle yazmasında ve sol elle kurban kesmesinde mahzur olmaz.
....Teke riayet etmek sünnettir; ama tek olmayan kıymetli olmaz
Dört şeyin kıymeti Sual: Teke riayet etmek sünnettir; ama tek olmayan kıymetli olmaz mı? CEVAP Teke riayet etmek ayrı, kıymetli şeylerin tek ve çift olması ayrıdır. Dört şey ile ilgili çok husus vardır. Birkaçı şöyledir:
Yer yeryüzünün düzeni dört şey iledir: Toprak, su, ateş ve rüzgâr.
Tabiatın düzeni dört şey iledir: Sıcaklık, soğukluk, nem ve kuraklık.
Dinin salahı dört şey iledir: Namaz, zekât, oruç ve hac.
İnsanın salahı dört şey iledir: Yemek, içmek, giyinmek ve barınmak
Dört kitap: Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an-ı kerim.
Dört melek: Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (aleyhimüsselam)
Dört halife: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (radıyallahü anhüm)
1. hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.
2. yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. yemeğe besmele ile başlamak, allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4. yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. ihtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. saf ipek ve saf altın ümmet-i muhammed’in erkeklerine haram kılınmıştır.
11. selamı yaymak. selam, kelamdan önce gelir.
12. eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. musafahada önce eli uzatan çekmelidir. biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. ilmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. mütebessim olmak.
19. çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. konuşmaya allah’ın adıyla başlamak ve allah’ın adıyla bitirmek.
22. nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. yüzükoyun yatmamak.
27. yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek ihlas, felak ve nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
28. beyaz giymek.
29. mest giymek.
30. ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.
31. takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.
32. soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.
33. üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.
34. misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.
35. aksırınca sesi az yükseltip, “elhamdülillah” demek. böyle diyene de “yerhamükellah” demek. bize dediklerinde “yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek. bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.
36. esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur.
37. davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.
38. kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. “kim o?” diye sorulduğunda, “benim.” dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek.
39. ayakta bevletmemek. tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40. banyo yapılan yere bevletmemek. çünkü vesvesenin çoğu bundandır.
41. insanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir.
42. kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir.
43. büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.
44. mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.
diyanet işleri başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: “misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. bunu temin eden erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.”
45. emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.
46. cömertlik. “cömert allah’a yakın, cimri ise allah’a uzaktır. cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.”
47. çok tefekkür etmek. “tefekkür gafleti izale eder. ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.”
48. borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. durumu net olarak tespit etmek lazımdır.
49. bir yakını vefat eden müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. “allah merhuma rahmet etsin.” şeklinde dua yapılır. taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur
50. ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.
51. mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. böyle yapmak kadere itiraz ve cenabı hakkın takdirini itham etmek olur. ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur.
52. sekerat halindeki hastalara “la ilahe illallah, muhammedün rasulullah.” şeklinde telkinde bulunmak. hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. gözleri açık ise kapatılır.
53. kabirleri ziyaret etmek. gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. “ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. size allah’tan af ve mağfiret dileriz.” şeklinde selam ifade edilebilir. sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. kur’an ve dualar okunabilir. ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. kurumuş otlar ayıklanır.
54. hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. onlara teselli ve ümit vermek. ziyareti uzun tutmamak. hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.
55. sıla-i rahimde bulunmak. “akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise allah’ın rahmeti inmez.”
56. zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek.
57. anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak. ALINTI
Bin bahar gelip geçse taşın yeşermesi ne mümkün. Kabahat baharda değil senin kibirle taşlaşmış gönlünde. Sen toprak gibi alçak gönüllü olmaya bak. Gör o zaman o gönül toprağından nasıl renk renk güller açılıyor, baharlar yeşeriyor.